Tangonun şehri Buenos Aires

Paylaş:

Iguazu şelalesinin o görkeminden sonra rotamızı Buenos Aires’e çevirdik. Dostlarımız Ayfer ve Onur da (Ayfer-Onur Seyahatnamesi) Antarktika seyahatlerinden sonra Brezilya’ya kadar çıkmış ve kıtayı bitirerek Avrupa’ya dönüş için planlarına başlamışlardı. Aynı zamanda Buenos Aires’de olacağımızı öğrenince güzel bir Airbnb evi tutup birlikte bir hafta geçirmeye karar verdik. Biz onlardan beş gün önce şehre gittiğimiz için, iki farklı Couch’da kalarak şehre ısındık. Ama önce maceralı yolculuğumuzu anlatalım.
Şili ve Arjantin’de Patagonya’ya kadar otostop yaptığımızda aldığımız keyfi anlatmıştık. Yeniden Arjantin’e girince kaldığımız yerden devam edelim istedik. Puerto Iguazu’dan Buenos Aires’e doğru otostopa başladık. İlk duran Dennis isimli Brezilyalı bir hanımdı. Şelalelere giderken bizi yol sapağında bıraktı. Daha sonra ise kilise için çalışan bir kamyonet bizi alıp, biraz daha götürdü. Son olarak da Felipe’nin araç taşıdığı kamyonuna bindik. Felipe Buenos Aires’e gidiyordu ve birlikte gidebileceğimizi söyledi. Oldukça sevindik. Sırt çantalarımızı kamyonun içine koymayıp, arkada taşıdığı pikaplardan birinin bagajına attık. Hava biraz kapalıydı ama Felipe yağmur gece yağacak, bu aracı 300 km sonra indirirken çantalarınızı içeri alırız dedi. Biz yine de çantaları büyük çöp poşetlerine koyduk ki olası yağmurdan korunsunlar. Felipeyle güzel sohbet ederek yolculuk yaptık. Ancak 200 km sonra yağmur bastırınca Felipe sileceklerinin çalışmadığını ve bugün Buenos Aires’e gitmesinin zor olduğunu söyleyerek, bizi 24 saat açık bir benzincide indirip, kendisi aracı teslim etmeye gitti. Tabi pikabın arkasında bulunan çantalarımız delicesine yağan yağmurdan nasibini almıştı. Kendimizi benzinliğin içine attığımızda hem biz hem de çantalar sırılsıklamdık. Arjantin’in YPF benzin istasyonları oldukça yaygın.

BA sokaklarından

İnternetten, taze kahveye ve duşa 24 saat hizmet veriyorlar. Kasadakilere durumumuzu özetleyip, geceyi burada geçirmek istediğimizi söyledik. Onlar da hiç düşünmeden buyurun dediler. Eşyaları çıkartıp kuruttuk, yanımızdaki yemeklerle karnımızı doyurduk, koltukları birleştirip uyuduk. Ertesi gün ise civardaki tüm kamyonlara sorduk ancak maalesef Buenos Aires’e giden birini bulamadık. Yorgunluk ve kötü gecenin verdiği uykusuzlukla otobüs terminaline gittik. İlk defa Arjantin’de otobüse binecektik. Oldukça pahalı olan biletler bizi hep otostopa yöneltmişti. Buenos Aires biletinin de 1000 ARS olduğunu öğrendiğimizde be yapsak acaba diye düşünmeye başladık. Bileti satan görevliye durumumuzu anlatıp, pazarlık yaptık ve sonunda bileti yarı fiyatına indirdik. Gece yolculuğuyla sabah erkenden Buenos Aires’deydik. Gezide bazı zamanlar oldu ki çileden çıkıp, ne işimiz var buralarda sıcak evimizde rahatımız yerindeydi dedik. Benzinlikte geçen o gece de bunlardan biriydi. Ama yeni bir gün her zaman yeni bir başlangıçtır. Buenos Aires’e indiğimizde oldukça mutluyduk ve geçirdiğimiz o kötü gün geride kalmıştı.

La Boca’nın renkli sokakları

İlk hostumuz Alejandro’nun evine geçtik. Günlerden 25 Mayıs’dı ve Arjantin’in kurtuluş günüydü. Arjantinliler kurtuluş gününde Locro ismini verdikleri yemeği yapıyorlar. Alejandro’da üyesi olduğu bir kültür merkezinde yapacakları aktivite için oldukça büyük bir “locro” hazırlıyordu. İşin içinde yemek olunca her zaman dikkatimizi çekmiştir. Gelir gelmez biz de işlerin bir ucundan tuttuk. Locro bolca soğan, farklı kesimlerde et, sucuk, sosis, paça ve bir kaç çeşit tahıl, özellikle de mısır ile yapılan soslu bir tencere yemeği. Oldukça lezzetli.
Ertesi gün Buenos Aires’de internetten ve çeşitli mecralardan tanıştığımız Türk gezginlerle buluştuk. Dilara’yı Interrail Türkiye Facebook grubundan tanımıştık. Selçuk, Oytun ve Ahmet’i ise Güney Amerika gezginler whatsapp grubumuzdan tanıyorduk. İki kişi biz de eklenince 6’mız şehri şöyle bir alt üst ettik. Plaza Mayo’da buluşup, San Telmo’dan geçerek, La Boca’ya kadar yürüdük.


İlerleyen günlerde yine yaklaşık bu kadro ile hep beraberdik. Ertesi gün hostumuzu değiştirerek Beli ve Joni’nin evine geçtik. Bir kaç ay içinde Avrupa’yı sırt çantalarıyla gezecek bu çift ile de oldukça güzel zaman geçirdik. Çeşitli müziklerle eğlendiğimiz bir akşam Tarkan çaldığımızda severek dinlediler ve daha sonra “ya buralarda popüler bir şarkı var, ona çok benziyor bunun sesi” diyerek yine Tarkan’dan şımarıkı açtılar. Geceyi de güzel bir tango barında tamamladık. Domingo Peron caddesi 3649 numaradaki bu bar cumartesi günleri oldukça güzel bir canlı müzik performansı sunuyor.

San Telmo pazarı

Ertesi gün ise Pazar’dı ve meşhur San Telmo pazarının kurulduğu gündü. Oldukça hareketli ve kalabalık olan pazarda yüzlerce el işi, resim, hediyelik eşya, kıyafet ve antika eşya bulabiliyorsunuz. Buenos Airesin en turistik pazarı. Oldukça keyifli bir pazar. Gezerken yankesiciler konusunda dikkatli olmak gerekli.


Pazar günleri Buenos Aires sokakları bir çok Güney Amerika şehri gibi oldukça boş oluyor. San Telmo pazarına giderken Capitolio binasının önünden geçtik ve fotoğraf çektik. Daha sonra da Plaza Mayo’ya doğru yürüdük. Yolda Özlem kafama bir şey düştü galiba dedi. Durup baktığımda kuş pisliği, şanslısın diyerek gülüp cebimde mendil aramaya başladım. O sırada arkamızdan gelen bir çift Özlemin sırtını gösterince biraz şaşırdım, tüm sırtında kuş pisliği vardı. Çift bize mendil verip, temizlemeye yardım etmeye başladı. Her ne kadar teşekkür etsek de önemli değil diyerek bize su ve mendil verdiler hatta onlar da mendil alıp temizlediler. Bu arada benim de pantolonumda kuş pisliği olduğunu gösterdiler.

Capitolio
Capitolio

Bir şeylerin ters gittiğini farkettim. Bir süre sonra erkek beni oyalarken kadının pantolonumun yan cebini silme bahanesiyle fermuarla oynadığını fark ettim. Hemen biraz sert şekilde çıkışıp, onları gönderdikten sonra ceplerimizi ve değerli eşyalarımızı kontrol ettik. Her şey yerli yerindeydi. Ancak her yerimiz kuş pisliğiydi. Normalde bu kadar olmasının imkansız olduğunu düşünerek geldiğimiz yöne yürüyünce tezgahı anladık. Çift ellerinde bir sos şişesiyle hazırladıkları kuş pisliği renk ve kıvamındaki sıvıyı üzerimize dökmüş ve yardım bahanesiyle bizi soymaya kalkmıştı. Çünkü yolda damla damla kuş pisliğine benzer sıvı vardı ancak olduğu yer bir balkonun altıydı. Zaten o kadar pislik üretmek için bir sürüye ihtiyaç vardı. Daha sonra araştırdığımızda bu yöntemin oldukça yaygın bir yankesici tiyatrosu olduğunu öğrendik.

El Ateneo Grand Splendid

Bir sonraki gün oldukça ilginç bir kitap evini gezdik. Eski bir opera binası olan El Ataneo, 1919 yılında gösterime açılmış ancak Buenos Aireslilerin operaya olan ilgisinin azalmasıyla birlikte neredeyse yıkılacak hale gelmiş. Daha sonra binayı kiralayan büyük bir şirket grubu bu güzel atmosferden oldukça şık bir kitabevi yaratmış. İçinde bir cafe restoranın da bulunduğu bu kitabevi Buenos Aires’in en ilginç yerlerinden.

Ertesi gün Ayfer ve Onur’un da gelmesiyle birlikte Airbnbden kiraladığımız evde geçireceğimiz bir hafta başladı. Hatırlarsınız Ayfer ve Onur ile gezimizin başından bu ana yazışıp, Patagonya’da ilk defa bir araya gelmiştik. Sonrasında Ushuaia’da beraber geçirdiğimiz günlerden sonra yeni buluşmamız Buenos Aires’de oldu. Çok da güzel oldu. Dilara ve Oytun da bize katılınca neredeyse her gün keyifle yemekler pişirip, yedik ve Buenos Aires’i olduğunca gezdik.
Beraber geçirdiğimiz ilk günümüze Manzana de las Luces ile başladık. Bu blok şehir ilk kurulduğunda şehrin parlayan yüzü ve oldukça iyi bir eğitim merkeziymiş. Bu sebeple “aydınlanma merkezi” olarak bilinirmiş. Şu an ise antika eşyaların satıldığı bir dükkan ve arkasındaki güzel avluyla ücretsiz olarak ziyaretçilere açık.


Buradan kuzeye doğru devam ettiğinizde Buenos Aires’in trafiğe kapalı en meşhur caddelerinden Florida caddesine gelirsiniz. Bir nevi İstiklal caddesini andıran, sokak sanatçılarının, özellikle sokak tangocularının, alışveriş merkezleri, çeşitli dükkanlar ve restoranların bulunduğu bu cadde, şehrin oldukça popüler noktalarından. Özellikle Galeria Pacifico alışveriş merkezinin içinde bulunan tavan resimlerini görmelisiniz.
Daha önce ilk günlerimizde gittiğimiz La Boca’ya bir de Ayfer ve Onur ile gittik. La Boca bölgesinin bu kadar ünlü olmasının nedeni bölgenin futbol takımı Boca Juniors. Bir itfaiyeci takımı olarak doğan BJ ülkenin en sevilen takımı. Hele ki yabancılar için bir fenomen haline gelmiş. Ancak bilet fiyatlarına baktığımızda bu “halk” takımının aslında o kadar da halk takımı olmadığını anladık. Bu yıl başlayan bir uygulama ile biletler sadece klübe üye olan kişilere satılıyor. Ayrıca yıllardır klübün uyguladığı, “yabancıysa şöyle alalım” uygulamasıyla hosteller ve turizm ajansları ile turistlere satılan biletler 170 USD civarlarında. Zaten klüp üyelerinin alabildiği niletler de oldukça pahalıymış. Dolayısıyla aklımızdaki Boca Juniors halk takımı imajı yerle bir oldu. Şehrin diğer meşhur takımı River Plate ise bir tık daha ucuz olmakla birlikte yine de bize pahalı geldi. Hele ki Maracana’da 50 Real’e Flamengo’yu izledikten sonra.


Boca Juniors stadından sonra La Boca’nın diğer efsanesi Caminito’ya geldik. Renkli teneke evlerle kurulan bu gecekondu mahallesi şu an Buenos Aires’in en turistik bölgesi. Eğer hediyelik eşya alacaksanız oldukça fazla çeşit ve uygun fiyat bulabilirsiniz. Meşhur tango fotoğrafı, Maradona’nın benzeri, Papa heykeli ve şık restoranlarıyla Caminito tüm gününüzü geçirebileceğiniz bir bölge.
Buenos Aires’i anlatıp tangoyu es geçmek olmaz. Şehrin bir çok bölgesinde açık havada tango gösterileri mevcut. Özellikle San Telmo bölgesindeki Plaza Dorrego ve Florida Caddesi tangonun en sık olduğu bölgelerden. Pazar günleri San Telmo’da kurulan pazar kapandıktan sonra akşam 7’de Plaza Dorrego’da milonga yani Tango gecesi başlıyor. Ufak bir kurs ile bahşiş karşılığı basit tango adımlarını açık havada öğrenebileceğiniz bu mekan daha sonra canlı müzik ile birlikte profesyonel bir tango pistine dönüşüyor. Geceye kadar devam eden bu etkinlik tamamen ücretsiz ve Buenos Aireslilerin oldukça eğlendiği hem turistik, hem de lokal bir aktivite.
Puerto Madero şehrin içinde bulunan büyük bir kanaldaki limana verilen isim. Bu kanal boyunca restoranlar ve iş merkezleri bulunuyor. Güzel bir yürüyüş yolu olan bu kanal aynı zamanda çok eskiden kalma bir savaş gemisi müzesine de ev sahipliği yapıyor. Presidente Sarmiento isimli bu gemiyi gezmek aslında ücretli ancak girişteki görevliye ücretli mi diye sorduğumuzda, geçebilirsiniz cevabını alınca ücretsiz olarak girdik.
Sonrasında ise karşı kıyıya geçip, kanal üzerindeki güzel köprüyü fotoğrafladık.


Haftasonları ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz Casa Rosada yani başkanlık binası Plaza Mayo’da bulunuyor. Ziyaret edeceğiniz günü önceden biliyorsanız mutlaka internetten rezervasyon yapın. Çünkü oldukça kalabalık olan bu turlarda sadece iki seans İngilizce tur bulunuyor, diğer turlar ise İspanyolca yapılıyor. Tur yaklaşık bir saat sürüyor ve başkanın çalışma salonu dahil bir çok yeri görüyorsunuz. Turun en güzel yanlarından birisiyse efsanevi Eva Perez yani Evita’nın halka seslendiği balkonda bulunuyorsunuz. Bu arada bu saraya pembe saray denmesinin sebebini o zamanlar renk pigmenti olarak kullanılan hayvan kanının zamanla solup, pembe renk almasından kaynaklandığını öğrendik.

Casa Rosada

Plaza Mayo meydanında bulunup, bir başka ziyaret edilmesi gereken yer de Metropolitan Katedrali. Oldukça görkemli bu katedral bazı önemli generallerin mezarını da barındırıyor.
Plaza Mayo ayrıca Buenos Aires’de yaygın olarak görülen protestoların da ana merkezi. Neredeyse her gün meydanda polis bulunuyor. Buranın haricinde de bir çok yerde protestolara rastlamak mümkün. Biz küçük bir sokakta kadınlara uygulanan şiddete karşı bir protesto gördük. Halk pankartlarını, afişlerini, dövizlerini hazırlamış, keyfli bir şekilde vermek istedikleri mesajı veriyordu. Polis de kenarda dizilmiş ve hiç bir şey yapmadan onları izliyordu. Medeni ülkelerdeki bu tip protestolar bana hep gezi direnişini ve kaybettiğimiz canları hatırlatıyor. Oysa başka türlü bir dünya mümkün!

Şehrin en yoğun aktivitelerinden birisi de tiyatro. Oldukça fazla özel tiyatro bulunuyor ve halk tiyatroyla oldukça ilgili. Avenida Corrientes üzerindeki renkli tiyatro afişleri ve ekranları oldukça dikkat çekici. İnsan kendini New York’daymış gibi hissediyor.
Ayrıca bu caddenin üzerindeki Obelisco dikili taşını da görmeniz lazım. Geceleri aydınlatılan bu taş şehrin bir başka simgesi halinde.
Buenos Aires’in en meşhur tiyatrosuysa Tiyatro Colon. 1908 yılında kurulmuş bu tiyatroyu gezmek biraz pahalı. Ancak binanın dışı bile ayrı bir güzel. Hele ki geceleri!


Buenos Aires’in bir başka gezilecek yeri ise bir mezarlık, Recoleta Mezarlığı. Ünlü Generallerin, zengin ailelerin ve bir sembol haline gelmiş Eva Peron’un mezarlarının bulunduğu bu mezarlık adeta bir şehir gibi yüksek anıtlar, dev mezarlar, heykeller, şapeller. Öldüğünde bile zengin olanların mezarlığı diyebiliriz.


Mezarlığın kuzeyinde güzel sanatlar müzesi bulunuyor. Bir çok ünlü sanatçının eserini barındıran bu müzenin girişi ücretsiz.
Müzenin kuzeyinde ise şehrin başka bir simgesi Floralis Generica bulunuyor. Dev bir metal çiçek. Güneş ile açılıp, gün batımıyla kapanıyor. Ancak bir şekilde mekanizması bozulduğu için biz gittiğimizde kapanmıyordu. Hep açık.
Şehrin bahsedeceğim son iki yeri Japon Bahçesi ve Çin Mahallesi. Japon bahçesi Palermo bölgesinin kuzeyinde bulunan çok şık bir bahçe. İçeri giriş 90 ARS olunca biz girmeden etrafında dolaşıp, fotoğrafladık. Palermo bölgesi ise şehrin gece hayatının merkezi. Geç başlayan eğlenceler sabahın ilk ışıklarına kadar devam edebiliyor.


Çin Mahallesi ise trenle gideceğiniz bir yerleşim bölgesi. Bir çok çin restoranı ve süper marketin bulunduğu bir bölge. Şehirde arayıp bulamadığınız bir çok baharat, bakliyat ve benzeri ürünü burada bulabilirsiniz. Biz bulgur ve kırmızı mercimek bulunca çok sevinmiştik. Haftasonları bölgede oldukça hareket oluyor. Haftaiçi ise dükkanlardan bazıları kapalı.
On iki gün kaldığımız Buenos Aires hakkında yazacaklarımız bu kadar. Eminiz ki eğer yaz aylarına denk gelseydik şehirde çok daha fazla zaman geçirirdik. Ayfer ile Onur’u Almanya’ya uğurlayıp, Dilara ve Oytun’u da Buenos Aires’de bırakarak biz de küçük ve şirin bir şehir olan Tigre’nin yolunu tuttuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tangonun şehri Buenos Aires” için 2 yorum

  • 3 Haziran 2020 tarihinde, saat 14:16
    Permalink

    Buenos Aires’te birlikte geçirdiğimiz kıtadaki son bir haftamız, unutulmaz anılarla geziye damgasını vurdu. Ne güzel anlatıp harika fotoğraflarla yazınızı bütünlemişsiniz. Emeğinize sağlık, nice keyifli gezilere dostlar… Sevgilerimizle.
    Ayfer & Onur

    Yanıtla
    • 4 Haziran 2020 tarihinde, saat 21:52
      Permalink

      Bizim için de keyifli olması sizin sayenizde oldu. Birlikte nicelerine 🙂

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir