Brezilya’nın Başkenti Sao Paulo

Paylaş:

Türkiye’ye anneannemin rahatsızlığıyla gitmemizin üzerinden üç hafta geçmişti. Çantaları sırttan çıkartıp, ev modunda takıldığımız üç haftadan sonra yeniden çantaları takmak açıkçası zorladı. Ama zaten yol böyle bir şeydi. Bin bir bilinmezlikle dolu, evindeki sıcak koltuğunu hiç bir zaman bulamayacağın, ama onun yerine çok güzel insanlarla tanışıp, çok güzel yerler göreceğin bir bilinmezlikti. Bu bilinmezlik de insanda bir huzursuzluğa sebep oluyor. Neyse ki önümüzde bizi motive edecek çok güzel yerler var.
Sao Paulo havaalanına indiğimizde uçakta tanıştığımız Jonas Brezilyalı kız arkadaşının onu karşılayacağını bizi de metroya bırakabileceklerini söyledi. Couchsurfingden bulduğumuz hostumuz Ellen ve Renato’nun evine metroyla gidecektik. Havaalanında Brezilya parası çekmek için ATM’ye gittimizde Türkiye’deki bankamızın komisyonundan hariç Brezilya bankalarının 24 Real (yaklaşık 8 dolar) komisyon aldıklarını görünce en iyisi biraz dolar bozdurmak diyerek exchange ofisine gittik. Bize verdikleri oran gerçek orandan hem %15 daha düşüktü, hem de üzerine bozduracağım miktara göre 35 ile 80 real (10-25 dolar arası) bir komisyon istiyorlardı. Neyse ki Jonas’ın kız arkadaşı Erica 5 doları bizim için Real’e çevirdi. Daha sonra da bu parayla metroya binip kalacağımız eve geçtik. Bu arada havaalanında kartımızı taktığımız bankamatikte kartımız kopyalanmış ve Sao Paulo’dan ayrılırken hesabımızdan 4500TL gibi bir rakam çekmişlerdi. Bankaya itirazımızı bildirdik ancak hala bir cevap gelmedi. Dolayısıyla Brezilya’ya gelirken eğer mümkünse yanınıza Brezilya Real’i alın. Eminönü’ndeki dövizcilerde bulunduğunu söyleyen arkadaşlar var.

Brezilya denildiğinde ilk akla gelen yüksek suç oranı ve tehlike oluyor. Biz de hep kafamızda bu sorularla geldik. Öncelikle şunu yenilemekte fayda var. Tehlike dünyanın her yerinde var. Güney Amerika da aynı şekilde dünyanın her yeri gibi tehlikeli. Ancak siz gittiğiniz yere ve bulunduğunuz saate dikkat ederseniz, büyük ölçüde güvende olursunuz. Brezilya da bu şekilde. Bunu yapmanız gereken yerler ise nispeten büyük şehirler. Küçük şehirler çoğunlukla güvenli. Ellen ve Renatoyla ilk olarak bunu konuştuk ki, ertesi gün dışarı çıktığımızda nasıl davranacağımızı, nerelere gitmememiz gerektiğini bilelim. Neyse ki Sao Paulo’da kötü hiç bir şey yaşamadık, dolayısıyla aşağıda bahsettiğimiz bölgeleri saat çok geç olmamak kaydıyla dolaştığınızda siz de güvende olacaksınız. Son bir uyarı, çantanızı her zaman önünüzde taşıyın. Özellikle kalabalık cadde ve toplu taşımalarda.

Sao Paulo’da ilk gittiğimiz yer Paulista caddesi. Kuzey Amerika’nın süslü caddelerini andıran Paulista, bir çok alışveriş merkezine, iş merkezlerine, müzelere ev sahipliği yapıyor. Bir önceki gün havaalanında yüksek komisyon yüzünden bozduramadığımız paramızı burada gayet iyi bir oranla ve komisyonsuz bozdurduk. Pazarlık burada da işe yarıyor. Caddede biraz yürüdükten sonra eski şehir merkezinin bulunduğu bölgeye Augusta caddesinden yürüdük. Bu cadde de bir çok restoran ve bara ev sahipliği yapan bir cadde. Ayrıca burada Lahmajun adında bir de Türk restoranı var.

Paulista Caddesi - Sao Paulo
Paulista Caddesi – Sao Paulo
Eski şehrin olduğu bölgeye girmeden hemen önce Teatro Municipal de Sao Paulo’yu gördük. Dev gökdelenlerle dolu bir bölgede pırıl pırıl parlayan bu binayı iki gün sonra gezdiğimizde bir kez daha hayran kaldık. Tiyatrodan hemen sonra eski şehre geçmek için üzerinden geçeceğiniz köprünün adı Viaduto do Cha yani çay köprüsü. Yıllar önce şehir kurulmadan bu bölgede çay yetiştirildiği için köprüye bu ismi vermişler. Köprüden geçip, eski şehrin sokaklarında biraz turlayarak hava kararmadan geri döndük.

Viaduto do Cha yani Çay Köprüsü - Sao Paulo
Viaduto do Cha yani Çay Köprüsü – Sao Paulo
Akşam couchsurfing yaptığımız ev sahipleri Ellen ve Renato’ya türk yemekleri hazırladık. Yeni geldiğimiz için yanımızda getirdiğimiz mercimek ile güzel bir çorba yapıp, üzerine de ali nazik ile güzel bir ziyafet çektik. Bu bölgede bulmakta en zorlandığımız malzeme yoğurt. Mutfaklarımızda kullanmaya o kadar alışmışız ki, burada ufacık kaplarda yüksel fiyata görünce üzülüyoruz. Yemeklerimiz Brezilyalı arkadaşlarımızdan tam not aldı.

Ertesi gün gezmeye Sao Paulo’nun Liberdade bölgesinden başladık. Bu bölge Japonya’dan sonra dünyada Japon nüfusunun en yoğun olduğu bölge. Uzakdoğu tarzındaki sokak lambaları ana caddeye ayrı bir hava katıyor. Sağlı sollu bir çok süpermarket ve restoranda uzakdoğuya ait yöresel ürünler, yemekler satılıyor.

Liberdade Sao Paulo'da Japon ve diğer uzakdoğu göçmenlerinin yaşadığı bir mahalle
Liberdade Sao Paulo’da Japon ve diğer uzakdoğu göçmenlerinin yaşadığı bir mahalle
Liberdade’den ilerleyip yolumuzu yeniden Paulista’ya düşürdük. Şehrin en ünlü müzesi MASP müzesi Salı günleri ücretsizdi ve kaçırmak büyük hata olurdu. Normal günlerde girişi 30R olan bu müze bir çok ünlü ressamın 8000’e yakın eserini farklı bir sergileme biçimiyle sunuyor. Sabitlenmiş cam platformlara asılı tablolarda Monet’den Van Gogh’a, Picasso’dan Rambrant’a kadar geniş bir eser yelpazesi sunuluyor.

MASP Müzesi - Sao Paulo
MASP Müzesi – Sao Paulo
Müzeden çıktıktan sonra şehrin en büyük parkı olan Ibirapurea Parkı’na yürüdük. Park o kadar büyük ki aslında içinde bir gün gezebilirsiniz. Biz biraz da yorulduğumuzdan olsa gerek parka kuzeyinden girdikten sonra önümüze gelen muhteşem manzarada çimlere uzanıp dinlendik.

Bir önceki gün yaptığımız Türk yemekleri gecesinin ardından bu sefer de Brezilya’dan kontra geldi. Salatayla başlayıp, uzun süre tencerede pişen leziz bir yahni, Brezilya’ya özgü fasulye ve pilav. Gece boyunca farklı ülkelerin yemek kültürlerinden bahsetmeyi de unutmadık elbet. Özellikle Brezilya mutfağını henüz tanımamıza rağmen çok sevdik ve en çok bu konuda sohbet ettik.

Üçüncü günümüzü eski şehrin olduğu bölgeye ayırdık. Önce belediye binasını gezdik. Her gün 10:30, 14:30 ve 16:30’da rehber eşliğinde binayı gezip, en üst katındaki terasından şehir manzarasını izleyebiliyorsunuz. Belediye binası İtalyan Materazzo ailesi tarafından kendilerinin ikamet etmesi amacıyla 1937 yılında yapılmış. 1892 yılında İtalya’dan hiç bir şeyi olmadan Brezilya’ya gelen bu aile zamanla İtalya’daki bir çok endüstriyi buraya getirmiş. Böyle böyle sıfırdan başlayıp, Brezilya’nın en zengin ailelerinden biri olmuşlar. Binayı yaptırırken kullandıkları tüm mermerleri İtalya’dan getirtmişler. Binada tam 170.000 adet mermer var. Girişte bulunan holdaki sütunlar dikkat çekici. Aynı şekilde karşı duvardaki mozaik de çok güzel. Rehber bu bilgileri giriş katında ve dışarıda veriyor. Daha sonra birlikte terasa çıkıyoruz. Terastan 360 derece Sao Paulo manzarası bulunuyor. En güzel kısmı ise tiyatro binasını gördüğünüz cephe.

Belediye binasının terasından 360 derece şehir manzarası görebiliyorsunuz
Belediye binasının terasından 360 derece şehir manzarası görebiliyorsunuz
Belediye binasından sonra benzer bir turu tiyatro binasında yaptık. Ancak iki tur arasındaki bir buçuk saatte dünyanın en büyük 5 neo gothic kilisesinden biri olan Se’yi gezdik. Ayrıca Sao Paulo şehrinin kurulduğu Pateo do Collegio meydanını da gördük.

Pateo do Collegio Meydanı - Sao Paulo
Pateo do Collegio Meydanı – Sao Paulo
Saat 5’de de tiyatro binasındaki tura katıldık. Her gün 11, 15 ve 17’de rehber eşliğinde tiyatro binasını gezebiliyorsunuz. Saat 11 ve 17’deki turlar aynı zamanda İngilizce de oluyor. Tiyatro binası bundan tam 105 yıl önce yapılmış. Binayı inşa eden mimar önce avrupaya gidip bir çok opera binasını mimari yönden inceleyip, projeyi planlamış. Turla birlikte muazzam giriş holünden başlayarak, bodrum kattaki bekleme salonu, üst kattaki bar, balo salonu ve tiyatro sahnesini görebiliyorsunuz.

Sao Paulo Tiyatro Binası Balo Salonu
Sao Paulo Tiyatro Binası Balo Salonu
Son olarak Sao Paulo’da yapılması gerekenler arasında Villa Madalena turu var. Bu bölge bohem hayatın olduğu, grafiti duvarların bulunduğu, bir çok bar, cafe ve restorana ev sahipliği yapan bir bölge. Özellikle Beco do Batman (Batman yolu) olarak adlandırılan dar sokaklardaki grafitiler görülmeye değer.

5 günlük Sao Paulo’dan sonra kendimizi Brezilya’nın meşhur plajlarına atmak için Ubatuba’ya yol aldık. Eğer büyük şehir sevmiyorsanız Sao Paulo’yu hiç görmeseniz de pek bir şey kaybetmezsiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir