Amazonların Başladığı Yer, Yurimaguas ve 12 Saatlik Nehir Yolculuğu

Paylaş:

Amazonlar her zaman ilgimizi çekmiştir. Bu sık ağaçlar, çeşit çeşit hayvanlar, geniş nehirler ve yerli kabilelerle dolu bölgeyi ziyaret etmek için ucuz ve maceralı seçenek olan kargo gemilerini tercih ettik. Amacımız gemiyle Amazon’un içindeki dünyanın karayoluyla ulaşımı olmayan en büyük şehri İquitos’a gitmek.

İquitos’a iki yerden gemiyle gidilebiliyor. Birisi Yurimaguas, diğeri Pucallap. Biz yakın olduğu için Yurimaguas’ı tercih ettik. Yakın dediysek haritadan bakınca çok yakın. Ancak And dağlarını hesaba katınca uzak. Eee biz niye yola çıktık? Uzakları yakın yapmak için. O zaman rotamız Amazonlar!

Uçsuz Bucaksız Amazon Ormanlarının içindeki şehirlere tek ulaşım tekneler
Uçsuz Bucaksız Amazon Ormanlarının içindeki şehirlere tek ulaşım tekneler

Chachapoyas’dan maalesef Yurimaguas’a direk araç bulunmuyor. 8 saatlik minibüs yolculuğuyla önce Tarapoto’ya geliyoruz. Tourismo Selva firmasıyla kişi başı 35 Sol. Minibüs her zaman ki gibi yolda ve yol üstündeki tüm köy/şehirlerde durarak yolcu indirip bindiriyor. Bu yüzden de yolculuklar oldukça uzun sürüyor. Ayrıca bir de And dağlarının etkisi var. Büklüm büklüm virajlardan yüksek debili nehirlerin üzerindeki köprülerden geçerek ilerliyoruz. Geldiğimiz terminal Selva turizmin kendi terminali. Neyse ki Yurimaguas’a araçları var.

Tarapoto’dan da 2,5 saat minibüs yolculuğuyla Yurimaguas’a ulaşıyoruz. Bilet kişi başı 10 Sol. Terminalde motor taksiciler hemen “götürelim abi” moduna giriyorlar. Yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki merkeze motor taxicinin ısrarıyla araçla gittik. 1 Sol. Motor taksici aynı zamanda turizm information gibi. Otel hakkında, amazona giden gemiler hakkında, Pacaya Samiria Milli Parkı için rehberler hakkında bilgi veriyor. Tabi bu bilgileri boşa vermiyor. Her biri için bir tanıdığı var. Otel, gemi, rehber… Merkezdeki parkta taksiden inip, önce gemiye bakmak istedik. Çünkü duyduğumuza göre gemiler genelde gecikmeli kalkıyorlarmış. Yani bugünün gemisinin hala kalkamamış olma şansı vardı. Gemi dediğimiz yolcu gemisi değil maalesef, amazondaki köylere ve şehirlere yük taşıyan gemiler. Genelde binip hamağınızı kurup öyle seyahat ediyorsunuz.

Nehirde seyreden tekneler aslında kargo taşıyorlar aralara da insanları alıyorlar
Nehirde seyreden tekneler aslında kargo taşıyorlar aralara da insanları alıyorlar

Çevreye gemilerin nereden kalktığını sorduk, parkın hemen kuzeyinde ve 3 blok aşağısındaki limanı tarif ettiler. Limana gittiğimizde gemilere yükleme yapıldığını gördük. Bingo! Doğru yerdeydik. İyi ki taksicinin “abi bugün gemi yok, kapalı oralar, kimseyi bulamazsın, gel ben seni bir otele götüreyim” sözlerine inanmamışız. Bir kaç kişiye Lagunas’a gideceğimizi söyleyip en erken giden gemiyi bulduk. Geminin üzerinde sabah 7’de hareket edeceği yazıyordu. Bilet ofisi kapalı olduğu için yarın sabah gelmemizi söylediler. Bilet fiyatı kişi başı 20 Sol. Buradaki limandaki gemiler İquitos gemilerine göre daha ufaklar. İquitos’a giden Eduardo isimli geminin gecikmesiyle meşhur olduğunu okuduğumuz için hazır bu gemiler de sabah kalkıyorsa bunlarla gidelim diye konuşarak limandan ayrıldık.

Merkezdeki otellerden bir kaçına bakıp, bir tanesiyle iki kişilik oda da gecelik 40 Sol’e anlaştık. Sabah 6:30 kalkıp limanın yolunu tuttuk. Gemiye hala yükleme yapılıyordu. Saat 8:30’da kalkacağını söylediler. Gemilerde yemek dahil. Ancak Eduardo için yaptığımız araştırmada yemek kaplarınızı, hamağınızı, bolca suyunuzu ve atıştırmalıklarımızı yanımıza almamız söylendiği için geminin biraz geç kalkacağı haberi iyi oldu. Merkezde kurulan pazara gidip hamak ve yemek kabı aldık. Kolombiyadaki rengarenk ve kaliteli hamaklardan eser yoktu. Zaten bizi iki gemi yolculuğu idare etse yeterliydi. Hamağın tanesini 25 Sol’e aldık. Ama unutmayın başlamak için ipini de isteyin. Satıcı metresi 1 Sol olan iplerden 4 metre hediye etti. İki hamağın uçlarına birer metre olacak şekilde kesip verdi. Yemek kabının tanesini de 2 Sol’e aldık. Bildiğimiz plastik kapaklı saklama kabı. Atıştırmalık olarak da pazardan muz ve mango aldık. Geriye bir tek su kalmıştı. Onu da limandan alıp tekneye bindik. Tabi bize söylenen 8:30 önce 9 oldu. Sonra da sormayıp hamaklarımızı kurup bekledik. Tabi tekneye geç bindiğimiz için neredeyse her yere hamak kurulmuştu. Bir metre eninde bir yer bulup iki hamağı dip dibe bağladık. Zaten herkes aynı şekilde hamakları birbirine değerek uzanıyordu. Teknenin önündeki alan alabildiğine eşyayla dolmuştu. İçeride hamakların arasında da insanların valizleri ve eşyaları bulunuyordu. Hamaktan başka bir de kenarlarda oturmak için bank var. Ancak biz gittiğimizde her yer dolmuştu. Bu küçük gemilerde kabinler yok. Ama Eduardo gemisinde bir de kabin seçeneği varmış.

Geminin hamak kurulan bölümünde hamakların hepsi birbirine değerek yatabiliyorsunuz
Geminin hamak kurulan bölümünde hamakların hepsi birbirine değerek yatabiliyorsunuz

Gemimiz nihayet saat 10’da kalkıyor. Tahmini yolculuk süresi 10-12 saat. Sırt çantalarımızı da hamağımızın yanına koyduğumuz için içimiz biraz daha rahat. Bu gemilerde çok hırsızlık olayının olduğunu okuduk. O yüzden eşyalarımızı, özellikle de küçük sırt çantalarımızı bir an olsun yanımızdan ayırmadık.

Gemi Amazon’un Huallaga nehrinden gidiyor. Bazı yerlerde nehrin genişliği 2 kilometreyi buluyor. Amazon’da ilerlemenin heyecanıyla üst kata çıkıp güneş altında nehri ve ormanı izlemeye, fotoğraf çekmeye başladık. Bir süre sonra kızardığımızı hissederek aşağı hamaklara indik. Kucağımızda fotoğraf makinesinin bulunduğu küçük çanta ile biraz kestirip, öğlen yemeğinin başlamasıyla uyandık. Alta pilav, üzerine makarna, en üste ufacık bir tavuk ve yanına haşlanmış yeşil muz. Sabah koşuşturmaktan yemek yemeyi atladığımız için bir kaç muz ile idare etmiştik. Bu yüzden olsa gerek pek de iştah açıcı olmayan yemeğe hızlıca giriştik. Bu gibi durumlar ders verici nitelikte oluyor. Normal hayatta burun kıvıracağımız bu tabak, nehrin ortasında tavuklarla birlikte yolculuk ettiğimiz bu gemide gayet lezzetli geliyor. Gemide hijyen durumu çok kötü. Yerler bazen çamur olabiliyor, 2 tuvalet var ve oldukça pisler, üst katta yüzlerce canlı tavuk kasalara konulmuş ve devamlı tüy/toz dökülüyor. Buna rağmen Perulu çocuklar yerlerde oyun oynuyor, insanlar durumu normalleştirmiş ve mutlu. Biz de onlar gibiyiz. Kişisel hijyenimizi olabildiğince koruyarak, durumu kabullenip, yolculuğun tadını çıkartıyoruz. Tek kabullenemediğimiz nokta gemide çöp kutusu yok. Tüm çöpler doğrudan Amazon nehrine atılıyor. Gıda, şişe, plastik ve tahminimizce kanalizasyon, hepsi doğrudan nehre.

Nehir üzerindeki yerleşim yerlerinden birisi
Nehir üzerindeki yerleşim yerlerinden birisi

Yolculuğun en merak ettiğimiz tarafıysa pembe yunuslar. Üst katta takılan bir kaç kişiyle konuştuğumuzda yunusların gün batımına yakın kendilerini gösterdiklerini söylediler. Saat 5’den sonra üst kata çıkıp bu sevimli hayvanları görme umuduyla etrafı izledik. Santa Cruz yakınlarında ilk yunusumuzu gördük. Daha doğrusu yanımızdakiler gösterdi ama biz sadece çıkarttığı dalgaları görebildik. Sonra bir tane daha… Video çekerken kadrajıma sağ alttan girip su püskürten yunus güzeldi. Ancak en net gördüğümüz yunusu maalesef kaydedemedik. Çok su üstüne çıkmadıkları için renginin pembe mi gri mi olduğunu da göremedik. Sadece en net gördüğümüz griydi. Lagunas’dan Pacaya Samiria Milli Parkına giderken çok daha yakından göreceğimize eminiz.

Nehirde kürek çeken bir Amazon yerlisi
Nehirde kürek çeken bir Amazon yerlisi

Gemi yol boyunca bazı yerlere yaklaşıp bazen insan bazen de yük indirdi. Bu yaklaşmalar bize de güzel fotoğraf çekme imkanı sundu. Yine bir köye yaklaşırken bekleyenler arasında birisi dikkatimi çekti. Üzerinde sarı kırmızı bir forma vardı. Makineyle zoom yaparak bir fotoğrafını çektim. Evet doğru tahmin, forma Galatasaray forması. Amazon’un sadece gemiyle ulaşılabilen bir köyünde Galatasaray formalı bir adam. Hemen alt kata inip geminin ucuna yürüdüm ve gemiden inip adamın yanına gittim. Formayı nereden aldığını sordum. ” Lima’dan” dedi. “Ben de Türkiye’den geliyorum ve Galatasaraylıyım” dedim. Schenieder’i çok sevdiği için almış formayı. “Çok iyi oyuncu” diyor. Benden önce de Türkiye’den bir kızın geldiğini söylüyor. Acaba kim? Selfimizi çekip, yeniden gemiye biniyorum. Bu kadar uzakta tanıdık bir sembol bir renk görmek insanı gerçekten sevindiriyor.

Amazonlarda yaşayan Galatasaray formalı bir yerli
Amazonlarda yaşayan Galatasaray formalı bir yerli

Amazon’un en güzel yanlarından birisi de gün batımı. Etrafta sadece nehir ve ağaçlar var. Güneşin ağaçların ardından bize el sallaması çok güzel.

Nehirde Gün Batımı
Nehirde Gün Batımı

Günü batırdıktan sonra hamaklarımıza çekilip bir şeyler okuduk. Bir müddet kestirdikten sonra yeniden üst kata çıkıp yıldızları izledik. Sanırım bugüne kadar bu kadar çok yıldız görmemiştim. Bir nehir düşünün her iki tarafı da alabildiğine orman, ve çevrede elektrik olan hiç bir yerleşim yeri yok. İşte Amazonlar. Yıldızlar olabildiğince sizin. Çevrede ürkütücü bir karanlık. Tekne motorunu durdursa ölüm sessizliği diye tanımlayacağınız bir sessizlik. Yıldızlara baktığımızda küçük ve büyük ayıyı tanıyabilirdik. Ancak o kadar çok yıldız var ki, ne küçük ne de büyük ayıyı tanıyabiliyoruz. 12,5 saat sonra gemi Lagunas’a geldi. Yolda gemi nüfusu yarıya düşmüştü. Hamakları toparlayıp, gemiden indik. Pacaya Samiria Milli Parkı’na gitmeden bir ya da iki gün burada kalacaktık. Limanın hemen yakınındaki 2-3 hostele bakıp, fiyatları sorduk. Odalar çok sıcak olduğu ve vantilatör olmadığı için motor taksiyle şehir merkezine geldik. Taksicinin bizi götürdüğü bir yer ile anlaştık. Gecelik 25 Sol.

Lagunas
Lagunas

Lagunas’da kalış maceramızı, Amazonlara yolculuğumuzu ve aç kalıp hamaklarımızı satışımızı ayrı yazılarla yazacağız. Şimdilik bu kadar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir