Ekvador’da Bir Şaman Köyü – Iluman

Paylaş:

Kolombiya Ekvador sınırını biraz zorlukla geçtikten sonra ilk geldiğimiz büyük kent olan Tulcan’dan, Iluman’a gitmek üzere otobüs biletimizi aldık. Tanesi 2,5$. Bu arada Ekvador’un para biriminin Amerikan Doları olduğunu belirtmemiz gerekir. Bu da ülkeye diğer çevre ülkelere göre biraz daha pahalılık getiriyor. Otobüsle yaptığımız yaklaşık iki saatlik yolculuktan sonra Iluman’da yolda indik. Iluman bir şaman kasabası. Turistik herhangi bir şey yok sayılır. Ancak yerlileri ve şamanlarıyla bizim ilgi alanımızda olduğu için burada bir kaç gün geçirmek istedik. Hostal Caja Tio isimli bir hosteli booking’den bulup gitmeden önce mail adreslerine maille yerleri olup olmadığını sorduk. Olumlu cevap alınca rezervasyonumuzu yaptırdık. Facebook sayfalarında ve booking’de bulunan noktaya yürüdük. Ancak fotoğraflarda gördüğümüz çiftlik evi yerine bir internet kafeye geldik. Şaşkınlıkla bakarken içeriden birisi çıkıp “Tio’ya mı geldiniz?” Diye sordu. Biz de evet diyince elimizi sıkıp içeri buyur etti. İsmi Jose. Evet bu yazıştığımız kişiydi ama ev o ev değildi. Tanışıp biraz sohbet ettik. Birazdan ekmek yapacaklarını bizim de katılmak isteyip istemediğimizi sordu. İşte bu! Ekmek. Evde defalarca kendi ekmeğimizi, ekşi mayamızı yaptığımız için bu konu özel ilgi alanımızdı. Seve seve katılacağımızı söyledik. Jose de o zaman çantaları bırakıp, gelelim deyince hostelin burası olmadığını anladık.

Jose ile Meyve Tezgahının Başında
Jose ile Meyve Tezgahının Başında

Yaklaşık 10 dakikalık yürüyüşle o fotoğraflarda gördüğümüz çiftlik evine gelmiştik. Etraf mısır tarlası, okaliptüs ağaçları, meyve ağaçları, türlü çiçekler, inekler, tavuklar ve elbette köpeklerle doluydu. Jose önce kalacağımız odayı gösterdi. Çok şirin iki kişilik odaya gecelik 10$ ödedik. Iluman’da basitlik hakimdi ve hostelin neredeyse her şeyi doğaldı. Misal kapıları Jose yapmıştı. Jose tuttuğunu koparan insanlardan. Aklındaki projeyi hayata geçirip, bu eko hosteli kurmayı başarmış. Hatta ortadaki büyük kulübeyi Jose ve bir grup gezgin birlikte inşa etmişler. Videolarına Hostal Caja Tio facebook sayfasından ulaşabilirsiniz. Doğal ışıklandırmalı, odun ve çamurdan yapılmış bu kulübede eğer müsaitse konaklayabilirsiniz de. Kendine özgü bir ruhu var kulübenin. İçindeki büyük tabloyu ise Kolombiya’dan gelen bir gezgin yapmış. Tablodaki kişi ise Jose’nin teyzesi. Yani Tia.

Bir Gezgin Tarafından Yapılan Tia'nın Portresi
Bir Gezgin Tarafından Yapılan Tia’nın Portresi

Gerçek adı Maria ama herkes ona Tia diyor. Tia İspanyolca’da teyze demek ama Tia demelerinin asıl sebebi Güney Amerika’da yerli kabilelerin bir çoğunun kullandığı dil olan Quechua dilinde Sayın/Efendim anlamına gelmesi. Jose bizi Tia’yla da tanıştırıyor. Yaşı 79 ama her gün tarlada, mutfakta tüm işleri kendisi hallediyor. Biraz utangaç, İspanyolca’yı da çok iyi bilmiyor. Kendi aralarında Quechua dilini kullanıyorlar. Müthiş bir enerjisi var Tia’nın. İnsanın görünce sarılası geliyor. Fotoğraf konusunda biraz ısrarcı olunca çektiriyor ama ilk cevabı genelde istemiyorum oluyor.

Tia Günün Büyük Kısmını Yemek Yaparak Geçiriyor - Hostel Tio Cajas - Ekvador
Tia Günün Büyük Kısmını Yemek Yaparak Geçiriyor – Hostel Tio Cajas – Ekvador

Jose etrafı gösterdikten sonra çevredeki bitkileri de tanıtıyor. Bir çoğunun çayını yapabileceğimizi ve faydalarını sayıyor. Tanıdığımız iki tanesi biberiye ve papatya. Jose’nin babası iyi bir Curandero’ymuş. Curandero şamanların şifacısı. Bir çok hastalığı doğal yöntemlerle tedavi edip, şaman ayinleriyle kötü enerjiyi vücuddan uzaklaştırıyorlar. Bu ayinlere temizlenme deniliyor.
Çantalarımızı bırakıp hosteli ve civarı Jose’yle gezdikten sonra hep beraber aşağıdaki ilk buluştuğumuz internet cafeye gidiyoruz. Cafenin arkadı Jose’nin ve ailesinin yaşadığı evmiş. Bu arada hostelde kalan diğer arkadaşlarla da tanışıyoruz. Bir kısmı ekmek yapımına da katılıyor. Kocaman bir tencerede mısır ununu eleyip üzerine buğday unu su ve maya ekliyoruz. Dev bir hamurumuz oluyor. Hamur dinlenirken Jose de taş fırını pişirime hazırlıyor. Eşiyse Arroz de Leche yani sütlü pilav hazırlayacağını söylüyor. Bu aslında bir pilav değil. Bizim sütlacın Güney Amerika versiyonu. Şeker yerine panela dedikleri şekerli, helvaya ya da daha çok kocaman bir sabuna benzeyen bir tatlı madde kullanıyorlar. Daha doğal daha zararsız olduğunu söylüyorlar. Fırın hazır olduğunda ekmeklere şekil verip fırına sürüyoruz. Küçük ekmekler yaptığımız ve fırının ateşinin çok harlı olduğu için pişmesi 5 dakika sürmüyor bile. Ekmekleri pişirdikten sonra da hep beraber sofraya oturup sıcak sütlaçla ekmek yiyoruz. Harika bir karşılama oluyor bu bizim için.
Akşam hostele dönüşümüzde Max bize eşlik ediyor. Max Jose’nin köpeği. Bir kurt. Köyde bir çok evdeki köpekle iyi anlaşamadıkları belli. Hangi evin önünden geçsek evlerdeki köpekler çıkıp, maxa doğru havlamaya başlıyorlar. İlk gecemizi gayet güzel geçiriyoruz. Hostelin mutfağı misafirlerin kullanımına açık. Çok temiz olmasa da işimizi görebiliyoruz. Kahvaltıyı Jose’yle konuştuğumuz gibi Jose’nin evinde yapacağız. Küçük kızları Leslie ve ortanca Daniela da çok sıcak kanlı çocuklar. Özellikle Leslie şekerleme ve balon verdiğimiz için olsa gerek kucağımızdan inmiyor. Enerjilerimizin tuttuğundan olsa gerek Jose’yle ve ailesiyle sanki yıllardır tanışıyor gibi sıcak samimi ve rahatız. Hosteldeki diğer konaklayanlarında sıcaklığından olsa gerek Iluman’ı çok seviyor ve burada dört gece konaklamaya karar veriyoruz.

Jose ve Ailesi
Jose ve Ailesi

Kahvaltıdan sonra Ekvador’lu Christian ve Alman kız arkadaşı Tanja ve ile birlikte yakınlardaki San Pablo gölü ve Peguche şelalesine gitmeyi planladık. Göl ve şelale aslında yürüme mesafesinde ancak Christian arabasıyla gitmemiz konusunda ısrar edince arabayla gidiyoruz. San Pablo gölü Iluman’ın batısındaki Cotacachi yanardağı manzarasıyla oldukça dinlendirici. Etrafında biraz yürüyüp daha sonra da şelaleye geçiyoruz.

San Pablo Gölü - Iluman
San Pablo Gölü – Iluman

Şelale bir doğal parkın içinde girişinde ise İnca’ların güneş saati bulunuyor. Parka giriş paralı değil ancak bağış toplanıyor. Biraz bozuk vermeniz yeterli. Parkta dev ağaçlar arasından yürüyüp şelaleye ulaşıyoruz. Hatta biraz yaklaşıp ıslanarak güzel bir de fotoğraf çektiriyoruz. Şelaleden sonra dönüş yolunda İnca havuzu bulunuyor. Burada suya girebiliyorsunuz. Biraz yukarısında ise yerlilerin bir işletmesi bulunuyor. Hem karnınızı doyurup bir şeyler içebilirsiniz, hem de şamanların Temezcal dedikleri ilkel bir sauna ritüelini gerçekleştirebilirsiniz.

İncalar'dan kalma Güneş Saati
İncalar’dan kalma Güneş Saati

Temezcal ağaç dallarından yere kurulmuş bir kubbemsi iskelet. İçerisine girip oturuyorsunuz iskeletin üzerini brandayla kapatıyorlar ve bir çadır haline getiriyorlar. Daha sonra dışarıda ısıttıkları suyu bu çadırın ortasındaki oyuğa koyup içeride buhar oluşmasını sağlıyorlar. Bu tarz şaman ritüellerini turistik olmayan gerçek şamanlar tarafından yapılan şeklini deneyimlemek istediğimizden burada yapmadık. Hostel Tia’da da bir temezcal çadırı bulunuyor. Fransız bir gezgin geldiğinde yapmışlar bu çadırı. O gezgin ritüeli bildiği için o yönetmiş. Ancak Jose büyük ritüelleri bilmediğinden temezcal konusunda yardımcı olamadı. Köyde ise bu işin ticarete dönüştüğünü söyledi ve 25 $ civarında bir fiyata temezcal ritüelini yapabileceğimiz yerler olduğunu ancak kendisinin bunu tavsiye etmediğini söyledi. Konu biraz açılınca kendisinin babasından öğrendiği temizleme ritüelini bildiğini ve bize o konuda yardımcı olabileceğini söyledi. Akşam için sözleşip hostele geçtik.

Imbabura dağının San Pablo Gölündeki yansıması
Imbabura dağının San Pablo Gölündeki yansıması

Akşam yemeğini hosteldeki mutfakta domates soslu makarnayla yaptık. Iluman’da bir iki yerde tavuk yiyebileceğiniz ufak restoran tarzı yerler var. Bunun haricinde genelde yemeğinizi ya kendiniz hazırlıyorsunuz ya da Jose bir şekilde yardımcı olabiliyor. Yemekten sonra mandalina ağacının yaprağı, biberiye, papatya, nane ve Jose’nin ilk gün gösterdiği bir kaç çiçeği daha katarak güzel bir bitki çayı yaptık. O sırada Jose geldi ve ritüeli yapabileceğimizi söyledi. Tia’dan likör ve yumurta istedi. Ritüeli özellikle ben (Hidayet) merak edip sorduğum için bana yaptı. Büyük kulübenin önündeki temezcal çadırının yanına bir tabure koydu. Yüzümü dişi olan İmbabura volkanına dönmemi arkamda da erkek olan Cotacachi dağının kaldığını söyledi. Hostelin etrafında başka yerleşim olmadığı için hava karanlık. Jose hosteldeki diğer ışıkları da söndürüp bir mum yaktı. İçeride ocakta ısıttığı likörü, iki yumurtayı ve büyük bir demet de yapraklarıyla küçük ağaç dalları ve çiçekler getirdi.

Bunları ikiye ayırıp ellerine aldı. Ritüele başladığımızı bitene kadar konuşmamamı, kendisine asla teşekkür etmememi ve kendisi ayrılana kadar kendisiyle konuşmamamı söyledi. Elindeki yaprak, sal ve çiçeklerle vücudumun üst kısmını hafif vurarak süpürdü. Bu sırada mırıldanarak bir şeyler söyleyip negatif enerjiyi kovuyordu. Sonra likörden bir yudum içti. Bana ve ritüeli izleyenlere de birer yudum içirdi. Daha sonra bir yudum da ağzına alarak vücuduma püskürttü. Dallarla vücudumu süpürmeye devam etti. Bu şekilde bir kaç kez likör ve dallarla devam ettikten sonra dalları bırakıp iki eline birer tane yumurtayı aldı. Yine mırıldanarak yumurtaları sırtımda hafif masaj yapar gibi sallayarak gezdirdi. O sırada yumurtalardan sanki içlerinde sıvı varmış gibi ses gelmeye başladı. Bana “Duyuyor musun?” dedi. Normalde yumurtayı salladığınızda her hangi bir ses gelmez. Zarı ve hava boşluğu olduğu için yumurta sabittir. İnanışa göre negatif enerji varsa, temizlenirken bu sesi duyarmışız. Yumurtadan sonra yeniden likörü üzerime püskürtüyor. Bir kaç sefer de bunları tekrarladıktan sonra Jose hiç bir şey söylemeden ayrılıyor. Mistik ortamın verdiği huzur ve belki de üzerimdeki negatif enerjiden arınmanın yardımıyla çok güzel uyudum.

Ekvador yerlilerinin resmedildiği bir karavan
Ekvador yerlilerinin resmedildiği bir karavan

Ertesi gün sabah Jose’nin evine gittiğimde nasıl hissettiğimi sordu. Ben de büyük bir değişim olmadığını ama olumlu hissettiğimi söyledim. Kahvaltıdan sonra bahçede otururken akşam yemeği için taş fırında güveç türlü yapabileceğimiz aklımıza geldi. Jose’ye söylediğimizde çok sevindi. Hemen içeriğini sordu. Çoğu şeyin evde olduğunu söyledi. Biz de et fasulye ve bezelye aldık. Öğlen İmbabura volkanının eteklerine kadar kısa bir yürüyüş yaptık. Akşam ise Christian ve Tanja ile birlikte Jose’nin evine gidip türlüyü hazırladık. Büyük toprak güveçleri olmadığından tencerede yaptığımız türlüyü hep beraber daha önce yaptığımız ekmekler ile birlikte yedik. Hem biz Türk yemeklerini özlediğimiz için bu hasreti gidermiş olduk hem de onlarla bizim kültürümüzün bir parçasını paylaşarak onları da mutlu ettik. Yemek ise harikaydı. Herkes çok sevdi. Yemeğin ardından Jose bir tarak muzla geldi. Tatlı zamanı olduğunu söyleyip muzları kabuklarıyla bir tepsiye dizerek hala sıcak olan taş fırına sürdü. Bu sırada biraz Türkiye’yle ilgili sorular sordular. Kıyafetlerimizi, kadınların türban takıp takmadığını, savaşı, bombaları, Suriyeyi sordular. Maalesef bu soruları gezimizin ilk gününden itibaren alıyoruz. Çoğu kişi bizim Arap kültüründe yaşadığımızı, dilimizin Arapça olduğunu, tüm kadınların türban taktığını, zannediyor. Hepsini tek tek anlatıyoruz. Jose’den güzel bir soru daha geliyor; “Efsane bir lideriniz var mı?”. Var diyoruz. Gurur duyduğumuz, bugünkü şartlara sahip olmamızı sağlayan, bizi geri kalmış toplum kültüründen çıkartıp batının medeniyetiyle tanıştıran, dilimizi, alfabemizi, kıyafetimizi günün şartlarına uygun hale getiren, en önemlisiyse bağımsızlığımızı sağlayan ULU bir önderimiz var, ATATÜRK’ümüz var. Fotoğraflarını gösterip atamızı anıyoruz. Bu arada fırına attığımız muzlar hazır. Pişince içindeki şeker daha bir açığa çıkıyor ve güzel bir tatlı oluyor. Vakit geç olduğundan Max’ın önderliğinde hostele geçiyoruz.

Jose'nin kayınbabası sadece Quechua dilini konuşabiliyor
Jose’nin kayınbabası sadece Quechua dilini konuşabiliyor

Ertesi gün Cumartesi yani Güney Amerika’nın en büyük pazarının kurulduğu Otavalo’nun günü. Pazarı ayrı bir yazıyla anlatacağız. Otavalo Iluman’a otobüsle 10 dakika mesafede. Sabah gidip tüm günü pazarda geçirip geri dönüyoruz. Jose bizi içeri alıp yerli kıyafetler getiriyor. “Bunları giyin fotoğraf çekilelim” diyor. Iluman yerlilerinin kıyafetleri çok şık. Kadınlar beyaz bir bluz giyiyorlar ama üzerini çiçek motifleriyle bezenmiş bir bluz. Altına da önce bir kat kumaşı bellerine sararak etek yapıp bağlıyorlar, onun üzerine de siyah ama kenarlarında işlemeler olan başka bir kumaşı sarıyorlar. Bellerine ise yine işlemeli bir kemer takıyorlar. Boyunlarında altın renginde boncuklardan yapılmış kat kat kolye oluyor. Üzerlerine ise kırmızı bir şal alıyorlar. Erkeklerin kıyafetleri daha sade. Beyaz bir pantolon, gömlek ve üzerine bir panço ile şapka.

Son gecemizden sonra sabah son kez Jose’nin evine uğrayıp, vedalaşıyoruz. Meydandan otobüse binip Otavalo’ya, oradan da Quito’ya geçiyoruz. İluman Otavalo 30cent, Otavalo Quito 2,5$.

Iluman bizim için ufak bir dinlenme molası gibiydi. Jose ve ailesiyle geçirdiğimiz zaman ise gerçekten güzeldi. Zaten yolculukları da güzel yapan şey, gördüklerin kadar, birlikte olduğun insanlar. Bu güzel insanlarla birlikte olmak güzeldi. Otavalo civarındaysanız bir kaç gün Iluman’a gelip dinlenebilir Jose ve ailesiyle güzel zaman geçirebilirsiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekvador’da Bir Şaman Köyü – Iluman” için 23 yorum

  • 22 Ocak 2017 tarihinde, saat 13:52
    Permalink

    Güzel ve zevkli maceralarınızın olduğu bir yolculuk takvimi dilerim. Biraz kıskançlık biraz çekememezlik olsa da günün sonunda yaptığınızın muazzam olduğunu belirtmek isterim ve tebrik ederim. Umarım kabuklarımızı zamanla kırmayı öğrenip sizlerin tecrübelerinden faydalanabileceğimiz bir serüvene girişebiliriz. İyi yolculuklar, sağlıcakla kalın.

    Yanıtla
    • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 02:39
      Permalink

      🙂 umuyoruz siz daha güzel deneyimlere sahip olursunuz. Önceden düşünüyorum da biz de çok imrenirdik, fotolara iç geçirirdik. İstemekten ve hayal etmekten vazgeçmeyin. Sevgiler

      Yanıtla
  • 22 Ocak 2017 tarihinde, saat 15:09
    Permalink

    Yaşım 55.Önümde 2 senem var.Size Çok özeniyorum.
    Sizi Takip edip bilgilerinizden yararlanmaya çalışacağım.
    İngilizcem yeterli değil,geliştirmem gerekiyor,değilmi?
    İnşallah eşimle birlikte sizin kadar olmasa bile,bizde
    Seyahat edeceğiz.
    Sağlıkla,Mutlulukla İyi Gezmeler.Darısı Başımıza.
    Ramazan ÇELİK

    Yanıtla
    • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 02:36
      Permalink

      İnşallah diyelim biz de. Konuşma sınıflarına katılabilirsiniz belki, iletişim için faydalı olabilir. Umuyoruz daha güzel deneyimler yaşarsınız, sevgiler

      Yanıtla
  • 22 Ocak 2017 tarihinde, saat 23:15
    Permalink

    Valla ne söyleyebilirim bilemiyorum.! Neredeyse çocukluğumdan beri hayalini kurduğum ama bu yaşa ( 46 yaşındayım ) kadar bir türlü cesaret edemediğim bir deneyimi sanki kendim yaşıyormuş gibi okuyup hayal etmek bile bu kadar güzel ve özelken birde kendim ve eşimin bu seyahatlerin içersinde olduğunu düşünmek bile tarif edilemez bir ürpertiye sebep oluyor içimde .. En kısa zamanda eminim ki uzaklar bizide çağıracak ve ben bunun mümkün olabilen en kısa sürede olması için elimden geleni yapacağım.. Harikasınız ,mükemmelsiniz vede fevakaledeniz fevkisiniz… Sevgiler :))))

    Yanıtla
    • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 02:33
      Permalink

      Çok teşekkür ederiz güzel sözleriniz için. Umuyoruz dileyen herkes hayallerine kavuşur. Kendinizi geç kalmış gibi hissetmeyin, yolda bir çok insan görüyoruz; vazgeçmemek önemli. Sevgiler bizden de.

      Yanıtla
  • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 10:19
    Permalink

    Okurken yasiyormus hissine kapilip biraz olsa huzurlu hissetmemizi sagladiginiz icin tesekkurler ?

    Yanıtla
    • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 20:04
      Permalink

      Cok tesekkurler Selcuk, daha guzelleri seni bulsun 🙂

      Yanıtla
  • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 22:41
    Permalink

    2012 yılında tam tamına 70 gün kaldım Ekvador’da. Beni yeniden oralara götürdünüz. Teşekkürler…

    Yanıtla
    • 23 Ocak 2017 tarihinde, saat 22:56
      Permalink

      Biz de tesekkur ediyoruz, sevgiler

      Yanıtla
  • 24 Ocak 2017 tarihinde, saat 14:26
    Permalink

    Cok imreniyorum ve bir gün muhakkak deneyecegim…sizin kadar genc degilim ve uzun süreli yürüyemiyorum,hangi vasitalari kullaniyorsunuz?Ülkeler arasi gecislerde sikinti oluyormu? Yolunuz hep acik olsun,bakarsiniz günün birinde karsilasiriz…selamlar…

    Yanıtla
    • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 16:00
      Permalink

      Merhaba, iyi temennileriniz için çok teşekkürler. Güney Amerika zorlu bir coğrafya. Eğer doğaya karışmak istiyorsanız mecburen yürüyorsunuz. Ama şehir içlerinde takılıp, gezilecek yerleri günlük turlarla gezerseniz daha az yürüyerek gezme imkanınız var. Biz yolda çok yaşlı insanlara denk geldik. Geçen hafta Machu Picchu’da 60 yaşın üzerinde insanlar ellerinde destek çubuklarıyla yürüyorlardı. Kafanızdaki bu gibi soruları, düşüncelerinizi aşıp, yola çıktığınızda göreceksiniz ki her şey çok kolay. Sevgiler

      Yanıtla
  • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 09:45
    Permalink

    Herzaman yada hergece denk getirip otelde mi kaliyorsunuz.? Cadirda kaldiginiz zamanlarda oluyormu? Cadirda kaldiginizda güvenlik endiseniz olmuyormu?

    Yanıtla
    • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 15:55
      Permalink

      Şimdiye kadar sadece iki kez çadırda kaldık. Birisi tayrona park kolombiya (yazımıza göz atabilirsiniz) diğeri de lares, peru. Tayrona park milli park ve ya çadır ya da hamakta kalabiliyorsunuz. Larese ise buradaki arkadaşlarla bir gecelik kampa gitmiştik. Termal suların okduğu bir tesise. Dolayısıyla her iki çadır maceramız da güvenlikli korunaklı bölgedeydi. Onun haricinde hostel, misafirhane, otel, pansiyon ve couchsurfing(o bölgede yaşayan birilerinin evine misafir olma) gibi seçenekleri tervih ediyoruz.

      Yanıtla
      • 26 Ocak 2017 tarihinde, saat 11:55
        Permalink

        Tesekkur ederim cevap icin.. Takipteyiz… Herzaman yaninizdayiz…devammm…

        Yanıtla
  • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 13:30
    Permalink

    Galiba kıskançlık başladı bende 🙂 :). Harikasınız, mükemmelsiniz… Yazılarınızı okurken de adeta yaşattırıyorsunuz bizlere. Teşekkürler, devamını bekliyoruz merakla….

    Yanıtla
    • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 15:52
      Permalink

      Çok teşekkürler 🙂

      Yanıtla
  • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 13:54
    Permalink

    merhaba öncelikle hayatın çalışmaktan ziyade gezmek ve görerek yaşamak olduğunu gezmeye başlayınca anladım. farklı ülkeler farklı kimlikler farklı kültürler aslında o kadar farklılaştırıyor ki hayata bakışımız değişiyor, yenileniyorsunuz resmen., sayfanız çok eğlenceli ve etkileyici:) gezmenin hazzını yaşatıyor ve belki de burada birçok insana yol göstermiş oluyorsunuz:) biz de eşimle başladık gezmeye, ilk turumuz sicilya-italya idi…devamında balkan ülkelerı ardından avrupa ile devam etmeyi düşünüyoruz, ancak sayfanızı görünce küba, kolombiya ve ekvator hiç te fena fikir değil! bayıldım.. 🙂

    Yanıtla
    • 25 Ocak 2017 tarihinde, saat 15:51
      Permalink

      Merhaba, güzel sözleriniz için çok teşekkürler. Bizim bu blogu yazmaktaki amacımız birilerine ilham kaynağı olabilmek. Sizin gibi bloğu beğenip ilham alanları gördükçe yaptığımız işin ne kadar doğru olduğunu, buna devam etmemiz gerektiğini bir kez daha anlıyoruz.
      Çok güzel yerlerden başlamışsınız. Biz de gezilerimize avrupadan başlamıştık. Hem yakın, hem de göreceli olarak köak bileti ve diğer masrafları da çok pahalı değil. Ayrıca zaman konusunda da 2-3 gün bile olsa atlayıp gidebilirsiniz. Ancak daha uzaklara gitmek istedikçe işin içine bin doları bulan uçak biletleri ve bir gününüzü alan yolculuklar giriyor. Üzerine bir de saat diliminde 7-8 saat değişince uaşayacağınız jetlag var. Dolayısıyla uzak seyahatlaerinizde mümkün plduğunca uzun turmanızı tavsiye ederiz. Yolunuz hep açık olsun. Sevgiler.

      Yanıtla
  • 4 Şubat 2017 tarihinde, saat 15:45
    Permalink

    Merhabalar,
    Bir belgesel gibi izliyoruz sizi.Sanırım yaşadığımız coğrafyanın cenderesinden bir sürede olsa kurtulmanın yolu bu diye düşünüyorum.İnanın ilham kaynağı oluyorsunuz bize ve bizim gibilere.
    Yolunuz açık olsun…

    Yanıtla
    • 4 Şubat 2017 tarihinde, saat 15:47
      Permalink

      Çok teşekkür ediyoruz. Sevgiler

      Yanıtla
  • 6 Şubat 2017 tarihinde, saat 11:24
    Permalink

    tebrikler,
    bizim isteyip, yapamaya cesaret edemediğimiz yerlere gidiyorsunuz. inşallah birgün bizlerde dünyayı gezmeye başlarız.
    iyi gezmeler.

    Yanıtla
    • 7 Şubat 2017 tarihinde, saat 05:53
      Permalink

      Umuyoruz bir an önce başlarsınız. Sevgiler.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir