Bogota

Paylaş:

Türkiye’de ismini pek de duymadığımız Kolombiya’nın, en bilinen şehri, başkenti. Aynı zamanda göreceli olarak en tehlikeli şehri. Bu sebeple biraz ön yargıyla gittik Bogota’ya. Zipaquira’nın büyüleyici katedralinden sonra, merkezden geçen Bogota Terminal otobüslerine bindik. Bu otobüsler bizi Bogota’nın ana terminaline götürüyor. Bir de kuzeyde bulunan küçük terminal var. Oraya giden otobüslerin üzerinde “Portal” yazıyor. Kuzey terminali aynı zamanda Bogota’da toplu taşımanın en hızlı yolu, bizim metrobüse benzeyen Transmilenio’nun ilk durağı. Eğer kalacağınız yer transmilenio hattı üzerindeyse belki de kuzey terminali sizin için uygun. Ama biz la Candeleria’da kalacağımız ve saatin geç olmasından kaynaklanan evhamımız nedeniyle ana terminale gidip oradan da taksi tutmak istedik. Tayrona’da tanıştığımız bir Bogotalı, Uber kullanmamızı tavsiye etmişti. Biz de öyle yaptık. Bogota’da istasyonun hemen dışına çıkıp, Uber çağırdık. 15 dakika sonra aracımız geldi. Uber, Kolombiya’da hem ucuz, hem de güvenilir. Hostelworld’den beğendiğimiz bir hostele gidip 3 gece için kahvaltı dahil, kişi başı 80.000 COP’a anlaştık. La Candeleria bölgesinde olan Bogo Hostel’i ve ortamını çok beğendiğimiz için isim vermekte her hangi bir sakınca görmüyoruz. Eğer Bogota’ya gidecek olursanız kesinlikle öneriyoruz. Tek sıkıntısı yolu biraz yokuş. Şehir merkezinden gelirken biraz zorlayabiliyor.

BoGo Hostel'in terasından Bogota gece manzarası
BoGo Hostel’in terasından Bogota gece manzarası

Diğer şehirlere göre Bogota biraz daha soğuk. Gündüz 15 derece olan hava, gece 10 derecenin altına düşebiliyor. Kolombiyalılar bu sıcaklıklara soğuk diyorlar. Bu yüzden Bogota’yı pek seven yok. Hatta bir keresinde bir Kolombiyalıyla 20 yıl öncesindeki uyuşturucu kartellerinden bahsederken aralarında en büyük sıkıntı olan iki kartelin Medellin ve Cali olduğunu söylemişti. “Ya Bogota?” diye sorduğumda, “Bogota’da kartel olmaz, orası çok soğuk.” diye gülerek dalga geçmişti.

Bizim de Bogota’daki ilk günümüz biraz yağmurluydu. Bu yüzden biz de ilk günümüzü Bogota’daki çok meşhur iki müzeye ayırdık. İlki Museo Botero, diğeri ise Museo de Oro.

Botero müzesi ünlü Kolombiyalı ressam ve heykeltıraş Fernando Botero’nun eserlerinin sergilendiği bir müze. Girişi ücretsiz. Botero çizdiği her şeyi kilolu çiziyor. İnsan, at, portakal, bardak her şey tombiş. Kendisine şişman kadınlardan mı hoşlandığı sorulduğunda, 3 kadına aşık olduğunu hepsinin de zayıf olduğunu söyleyip eserlerini şişman çizmesinin sebebini hacimsel düşünceye bağlıyor. Bir açıklamasında ise artistlerin sebebini bilmeden belli bir forma ilgi duyduğunu söylüyor.

Botero müzesinin bahçesinden hemen yanındaki binada olan para müzesine de geçiş yapıyorsunuz. Burada Kolombiya’nın çok eski tarihlerde yerliler tarafından kullanılan altın paralarından tutun da, takiben koloniyal dönem ve cumhuriyet dönemine ait bir çok para, para basma makinesi ve bilgi bulunuyor.

Botero Müzesi - Bogota
Botero Müzesi – Bogota

Bu müzeleri gezdikten sonra şehrin ana meydanı olan Plaza Bolivar meydanına indik. Şansımıza yılda bir kere düzenlenen açık hava salsa festivali vardı. Meydanda dev bir sahne kurulmuş festivalin başlayacağı zamana kadar hazırlıklar yapılıyordu. Programı alıp bir kaç grubu seçtik. O zamana kadar da Bogota’nın en önemli müzesi Museo de Oro (Altın Müzesi) yu gezmeye karar verdik. 7. Caddeden kalabalık arasından yürüyüp, Altın Müzesine geldik.

Bu müzedeki bunca altın işçiliğinin nereden geldiğini önce El Dorado efsanesini anlatarak başlayalım. Kolombiya’nın Muisca yerlilerinin şefi (zipa) bir ayin sırasında kendisini altın tozuyla kaplayarak Guatavita krater gölüne atmış. Bu efsane bir adamdan, bir şehre, krallığa ve sonunda imparatorluğa dönüşmüş. Tabi El Doradoların tanrılarına sunakları da altından olup bunu yine Guatavita gölüne atarak sunarlarmış. Bu müzede sergilenen bir çok eser de ya o gölden ya da çevre yerleşimlerdeki mağaralardan, gömülerden bulunmuş. Müzede Şamanlarla ilgili bir çok bilgiye de ulaşmanız mümkün. Şamanların kendilerini kuş gibi makyaj yapıp, kıyafet giymelerini, kuşların özgür olmasına bağlayarak bu makyaj ve kıyafetlerle yapılan ayinlerde uçtuklarına inanırlarmış. Yine bağdaş kurma gibi oturmaları da kuşlara benzemek içinmiş. Bulunan tüm altın eşyaları açıklamalarıyla birlikte çok güzel sergilemişler. Her ne kadar bizler de çok müze insanları olmasak da Bogota’daki altın müzesinde hem çok eğlendik, hem de güzel zaman geçirdik. Girişi 3.000 COP.

Altın Müzesi - Bogota
Altın Müzesi – Bogota

Altın müzesini de gezdikten sonra ana meydandaki salsa festivaline gidip, farklı şehir ve ülkelerden gelen grupların performanslarını izledik. Bu tarz şehir festivallerine denk gelmek güzel okuyor. Yerel halkla iç içe olup onlar gibi eğleniyorsun.

İkinci günümüzün sabahında Bogota’nın meşhur grafiti turunu yaptık. Grafitiye çok da ilgimiz olmamasına rağmen şehirdeki bazı grafitileri görmek gerçekten güzeldi. Özellikle yerli bir kadının portresi sanki fotoğraf gibiydi.

Bogota Grafiti Turu
Bogota Grafiti Turu

Günlerden Pazar olduğu için carrera 7’de kurulan sokak pazarında yürüdük. Aklınıza gelecek her şeyi yollarda satıyorlar. Aynı zamanda yiyecek, meyve, içecek vs. de satılıyor. Tam bir şenlik havasında geçiyor Bogota’da Pazar günleri. Aynı zamanda 7. Caddenin sonlArına doğru yolun sağında etrafı duvarla çevrili bir alanda kurulan bit pazarı da cabası. 7.caddedeki sokak sanatçıları da değme sanatçılara taş çıkarır cinsten. Özellikle 11 yaşındaki bir çocuğun asfalta çizdiği National Geographic’in meşhur Afgan kız portresi çok başarılıydı. 7. Caddeden geri dönerek şehrin parlamentosunun ve katedralinin de bulunduğu meydanı bir de normal haliyle gördük. Özellikle parlamentonun bahçesine girip gezdirmelerini takdir ettik. Biz de yanına yaklaşsan kimlik sorarlar. Ayrıca parlamento binaları da çok güzel.

Kolombiya Parlemento Binası - Bogota
Kolombiya Parlemento Binası – Bogota

Bogotadaki son günümüzü şehrin iş ve gastronomi merkezi olan Zona G bölgesinde geçirmek istedik. Transmilieno Bogota’nın metrobüsü. Trafiğe takılmadan kendi şeridinde gidiyor. Onjnla 76. Caddeye gisip Zona G’ye yürüdük. Bu arada büyükelçiliğimize de kısa bir ziyaret yaptık. Büyük elçimiz Engin Yürür ve eşiyle tanışıp bir kahve içerek kendilerine yolculuğumuzdan bahsettik. Onlar da rotamızın üzerinde olan ve kendilerinin de gezdiği yerleri bize en ince detayına kadar anlattı. Bir hatıra fotoğrafı çektirip sokaklarda dolaşmaya devam ettik. Bu bölge eski ama çok güzel evlerin olduğu bir bölge. Turuncu kiremitleri, güzel bahçeleriyle bu evler çok hoşumuza gitti. Karnımız da acıkınca bu bölgenin güzel restoranlarından birine girip yemeğimizi yedik. Çevrede yüzlerce restoran bulabilirsiniz. Biz çok şık görünümlü bir mexica restoranında yedik ama her türlü mutfağa hitap eden restoranlar bu çevrede çokça var.

Zona G - Bogota
Zona G – Bogota

Bogota kendine has canlı güzel bir şehir. Biz korkulacak bir şeyle karşılaşmadık. Yine de hırsızlıkla ilgili ciddi şikayetler var. Eğer gidecek okursanız sokakta cep telefonunuzu çıkarıp uzun süre oynamamanızda fayda var. Aynı şekilde fotoğraf makinenizin de mümkün olduğunca çantanızda durup ihtiyaç durumunda çıkartılmasını öneririz. Bogota’dan ayrılık zamanımız gelmişti. Uber ile terminale gidip, akşam 22:30 Medellin otobüsünden biletimizi aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir